Teknokratik Türk Devleti vatandaşı ve aynı zamanda derin deniz biyoloğu olan Tuğtekin, yüzüne karşı akan ılık dip dalgasının tadını çıkarıyordu. Bir süredir ekibiyle birlikte mavi suların içinde hareketsizce bekliyorlardı. Derin bir nefes aldı.

Derin deniz biyolojisi okumaya başladıktan bir yıl sonra, vücuduna nanorobotlar yerleştirilmiş ve akciğer hücrelerine kısmi genetik mühendislik müdahaleleri yapılmıştı. O günden beri suyun altında nefes alabiliyordu. Bedeninin sudaki oksijeni ayrıştırması ve buna bir parça azot eklemesi milisaniyeler sürüyordu. İlkel insan bedenindeki akciğerlerin, açık havada nefes almasından bile daha hızlıydı.

Tuğtekin yanındaki arkadaşına bir bakış attı. Arkadaşı kolundaki bükülebilir elektronik ekranı ufak bir göz hareketi ile aktifleştirdi. Bükülebilir ekran, Tuğtekin’in beyin dalgalarını saliseler içinde analiz edip, köpekbalıklarının konumunu merak ettiği sonucuna vardı. O anda, ekranda 3 boyutlu holografik bir harita belirdi ve köpek balıklarının yaklaşmakta olduğu hemen anlaşıldı.

Ekibin tüm üyeleri, beyinlerinden “kamuflaj” için gerekli kodu geçirdi. Vücutlarındaki nanoteknoloji ürünü elbiseler, o an hiçbir deniz canlısının görsel veya hissel olarak kendilerini farkedemeyeceği bir hale büründüler.

Tuğtekin, ayak bileklerine önceden monte edilmiş golf topu büyüklüğündeki küçük iticileri çalıştırdı ve saatte 10 km hızla ilerlemeye başladı.

Heyecanlanmıştı. İşini en başından beri çok seviyordu. Daha küçük bir çocukken, genleri analiz edilmiş, bu işi severek ve başarı ile yapacağı belli olmuş ve buna göre eğitim almıştı. Köpek balıklarını gördü ve sürünün arkasına geçti. Hızını yavaş yavaş arttırdı ve aralarından gözüne kestirdiği birine yanaştı. Gözlerinin üstünü kaplayan elektronik lensler, kıyafetindeki sensörlerden aldığı veriyi işleyip anlık olarak gösteriyordu. Tuğtekin hayvanın tüm iç organlarını görebiliyordu. Vücutsal bir bozukluğu yoktu. Diğerlerinden tek farkı, rahminde birkaç haftalık bir yavru taşımasıydı.

Tuğtekin parmağının ucu ile köpekbalığının derisine dokundu. Parmak ucundaki minik tüplerden çıkan özel salgılar, hayvanın derisindeki sinir uçlarını anında uyuşturmuştu. Koca balık hiçbir şey hissetmeden yoluna devam ediyordu. Parmak ucundaki diğer bazı tüplerden, özel nanorobotlar deriye nüfuz etti. Bu nanorobotlar, tıpkı bir virüsün yaptığı gibi hücrelere ulaşacak ve hücrelerin içindeki DNA dizilimlerini, kendi içindeki DNA dizilimleri ile değiştirecekti. Bu yenilenmiş genler, daha sağlıklı bir nesil ortaya çıkaracaktı.

“2000’li yılların başında, bu muhteşem hayvanların soyu %99 oranında tükenmişti ve bütün bir tür yok olma tehlikesi altındaydı. Bu duruma hala inanamıyorum. Neyse ki onların aptallığını biz bilimimizle yendik ve bu muhteşem varlıkları kurtardık. Velhasıl, işlem tamam çocuklar. Görev başarıldı. Dönüyoruz.” Tuğtekin parmağını hayvandan çeker çekmez, tüm sürü üyeleri bir anda huysuzlandı. Büyük beyaz bir erkek hemen manevra yapıp arkaya döndü ve Tuğtekin ile burun buruna geldiler. Hayvan koca ağzını açtı ve korkunç dişleri ile Tuğtekin’e saldırdı. Tuğtekin ani bir refleks ile kolunu kendisine siper etti.

Birkaç dakika boyunca köpek balığı ile cebelleştikten sonra, hayvan bir anda duraksadı ve sanki Tuğtekin’in varlığını unutuverdi. Hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti. Tuğtekin beyin dalgaları ile komut verdi ve kıyafetindeki acil durum kimyasalları devreye girdi. Adrenalin oranı yavaşça düştü ve Tuğtekin sakinleşti. “Yüzeye çıkıyorum.” Tuğtekin ikinci bir komutla, vücuduna yeni kimyasallar enjekte ettirdi. Bu yeni kimyasallar, dipten yüzeye hızla çıkanların karşılaştığı “vurgun” durumuna karşı hızlı bir tedavi işi görecekti. Hızla yüzeye çıktı ve dalgalı suların arasından kendisini kavrayan mekanik kollar onu teknenin gövdesine çıkarttı. Arkadaşları ise çoktan dönmüşlerdi ve kendisine kahkahalarla gülüyorlardı.

“Ne halt ettiğinizi zannediyorsunuz siz? Komik mi yani?” İçlerinden birisi yaklaşıp omuzuna dokundu. Gülmeye devam ediyordu. “Bugün yıldönümünüz değil mi? Bunu bir hediye olarak kabul et. Gerçek bir heyecan yaşadın hem fena mı?” “Ayaklarınıza ağırlık bağlayıp sizi suya attığımda da böyle gülebilecek misiniz bakalım. Namussuz herifler.” Tuğtekin’in kolu kanıyordu. Diş izleri çok belirgindi. Koruyucu kıyafeti olmasa kolu belki çoktan kopmuştu.

Hızla teknenin alt katına indi. Portatif hastahane makinesinin çalıştırdı ve camdan bir yatağı andıran bölümün içine uzandı. Portatif hastahane makinesi, Tuğtekin’in vücudunu birkaç saniye içinde taradı. Sorunun yerini ve türünü tespit etti. “Doku hasarı tespit edildi. Tedavi işlemine başlanıyor.” Yaklaşık 2 dakika içinde, Tuğtekin’in kolu dezenfekte edildi. Hasarlı doku kesilip alındı. Yeni nesil 3 boyutlu geliştirilmiş yazıcılar ile eksik doku yeniden oluşturuldu. Son olarak kusursuz bir deri katmanı giydirildi ve işlem tamamlandı. Tuğtekin yattığı yerden kalkıp koluna baktı. “Eskisinden iyi oldu sanki.” İçeriye giren bir arkadaşı lafa girdi. “Eskisinin aynısı işte, belli bile değil.” “Elbette belli değil. Nerede yaşıyoruz biz? Afrika’da mı?” Yerinden kalkıp kapıya yöneldi. “Her neyse, bana borçlusun. Bunu unutmayacağım ve intikamım kötü olacak. Şimdi gitmem gerek.” Tuğtekin diğer odaya geçti. Üzerindeki kıyafeti çıkarıp bakım ünitesinin içine koydu. Odanın köşesinde duran bilgisayar ekranından “takım elbiseleri” bölümüne girdi. Aralarından birini seçti ve “yazdır” tuşuna bastı.

Bilgisayarın yanındaki 3 boyutlu tekstil yazıcısı, takım elbiseyi oluşturmaya başlarken, Tuğtekin kısa bir duş aldı. 2 dakika sonra çıkığında, takım elbise hazırdı. Hemen üzerine giydi ve teknenin üstüne çıktı. Tek kişilik seyahat aracına bindi ve otomatik pilota acilen nakliye merkezine gitmesini söyledi.

Aracın kapıları kapandı. G kuvveti etkisini yok edecek özel moda girdi ve havalandı. Saatteki hızı 1200 km olan bu araç, okyanusun üzerinde hızla ilerledi ve eski Avustralya kıyılarına 10 dakika içinde ulaştı. Tuğtekin araçtan indi ve yürüyen kaldırımlar onu hemen yeni nesil hava nakliye araçlarına ulaştırdı. Nakliye aracı devasaydı. Ancak dev cüssesine rağmen, dünyanın en hızlı ulaşım aracıydı. Geliştirilmiş 5. nesil iyon iticiler devreye girdi ve yaklaşık 20 dakika sonra Ankara’ya ulaştılar.

Hava alanından eve kadar, limitli yapay zekanın kontrol ettiği kara nakliye aracına bindi. Araç tüm yolları, trafik durumunu ve güzergahı hesaplayıp en kısa sürede Tuğtekin’i kapısının önüne getirdi. Araç Tuğtekin’i evine bıraktıktan sonra, başka bir yolcunun çağrısı üzerine yola koyuldu. Tuğtekin eve girip saatine baktı. “Geç kaldım. Yemek yetişmeyecek.” Hızla mutfağa gitti ve otomatik yemek yapma makinesinin ekranından ağız sulandırıcı bir bonfile yemeği seçti. İçecek olarak kola tadında vitamin takviyesi ve tatlı olarak da çikolatalı bir pasta modeli seçti. Otomatik yemek yapma makinesi malzemeleri hazırlarken, 3 boyutlu pasta yazıcısı da bir dakika içinde pastayı hazır hale getirdi. Tuğtekin’in 5 santigrat derece olarak ayarladığı kolalar, yemeğin yapımı bittikten hemen sonra, robotik kollar tarafından tabakların yanına itildi.

Bu birkaç dakikalık süre içinde, Tuğtekin, duvardaki ekranı aktifleştirdi ve haberlere göz attı. “Tengri Uzay Ajansı bir başarıya daha imza attı. Plüton kolonizasyonunda bulunan yeni jadonyum yatakları işlemeye başladı. Bu madenler 5. nesil iyon iticileri tarihe karıştıracak gibi gözüküyor.” Tuğtekin kendi kendine söyleniyordu. “Tarihe karıştırsın tabi, eski Avustralya’dan Anadolu’ya gelmek 20 dakika sürüyor. Yuh! Hangi çağdayız? 5 dakika olsa çok daha iyi.” Sofra kurulumu biter bitmez kapı çalındı ve Tuğtekin’in karısı içeri girdi. Tuğtekin onu kapıda karşıladı ve sarıldılar. Kadın sofraya göz attı. “Makineye mi yaptırdın yoksa kendi ellerinle mi yaptın? Bugün yıldönümümüz biliyorsun.” Tuğtekin hafifçe gülümsedi. “Elbette kendi ellerimle yaptım. İki saattir buna uğraşıyorum. Kıymetimi bil.”

https://www.facebook.com/insanustuturk

https://www.instagram.com/insanustuturk/

https://www.youtube.com/insanustuturk