İnsanların kafasında bir algı var. Bu algıya göre; biz dünyaya gelirken anne ve babamızı seçmedik. Irkımızı da seçmedik. Bunlar tamamen tesadüfen oldu. Bu sebeple bu kavramlara borçlu hissetmemeliymişiz. Kendimizi buna göre tanımlamak olmazmış.
Bu tamamen şansmış.
YANLIŞ!

Biz gökten gelip, öylesine bir insan bedenine girip yaşayan varlıklar değiliz.
“tesadüfen bir bedende doğmak” tanımı tamamen yanlıştır. Sanki beden bir elbiseymiş de biz sonradan içine girmişiz gibi. HAYIR!
Biz; anne ve babamızdan ve onlar aracılığı ile atalarımızdan aldığımız genlerin oluşturduğu bir varlığız.

“Biz” dediğimiz şey; bir gen dizilminden ibaret. Bizler aslında bir DNA koduyuz. Tek amacımız ise bizi oluşturan DNA kodunu korumak, yaşatmak ve geleceğe aktarmaktır.
Bütün hayatın tek amacı budur. Bütün bedenimizin, bütün işlevlerimizin, hatta duygularımızın, reflekslerimizin, dürtülerimizin tek amacı budur.
Birine aşık olduğunuz zaman büyülenmiş hissedersiniz. Oysaki dürtüleriniz sizi genlerinizi o şahısla birlikte gelecek nesillere aktarmak için sürüklüyordur. Aşk bundan ibarettir.
Bir kaza tehlikesi sırasında, bir annenin refleks olarak çocuğunu koruması, bunun için canını tehlikeye atması, geleceğe aktardığı genleri korumak için yaptığı dürtüsel bir harekettir.
Duygular denen beyin kimyasalları, bunları cazip ve doğal hale getirip süsler ve insanı bu zor görevlere hazırlarlar.

Bilinç denilen şey bile, genlerin dış dünyaya karşı daha avantajlı olması için zaman içinde algısını geliştirerek ortaya çıkardığı bir kontrol ve farkındalık mekanizmasıdır.
Kısacası;
Kendinizi, ailenizi ve ırkınızı korumak sizin varoluş amacınızdır.

Bunlar uğrunda savaşmak, gerekirse canınızı bile ortaya koymak en büyük vazifenizdir.
Eğer varoluşunuza ihanet ederseniz, belki kendi hayatınızı bir nebze iyi yaşayabilirsiniz ama bu sizi oluşturan herşeye ihanet etmek demektir.
Unutmayın! Sizi siz yapan genleri korumak için binlerce yıldır atalarınız canla başla mücadele ediyor. Siz bunu bir kenara atarsanız; yaşamın kendisine ihanet eden, onu hak etmeyen aşağılık bir varlık oluverirsiniz.
Kendinizi ve ailenizi koruyun. Irkınızı yüceltin!
Bilimsel olarak, Türk ırkı (Ural-Altay ırkı) ile diğer ırkların genetik birlikteliği 12 ila 14 bin yıl önce kopmuştur. Bu kopuştan beri diğer ırklar ile daima bir savaş sözkonusu olmuştur ve ırkımız bu sebeple bir çok kez yokolma tehlikesi atlatmıştır.
Genetik analizler; dünyadaki ırkların yarısından çoğunun, son 10 bin yılda yok olduğunu (yok edildiğini) gösteriyor. Çünkü onlar çağımızın hümanizm hastalığı gibi çeşitli hastalıklara kapıldılar ve kendilerini korumakta aciz kaldılar.

Biz asla öyle olmayacağız.

Çok Yaşa Kutsal Türk Milleti!