İnsanüstü Türk Hareketi’nin haber vermiş olduğu, gelecekteki yönetim biçimi ne olacak? Bu makalede bu soruyu cevaplayacağız.

Genel anlamda baktığımızda; yönetim biçimlerinin cevapladığı soru, yönetim kademelerine gelecek kişilerin, nasıl ve ne şekilde yönetime gelecekleri sorusudur. Demokrasinin nasıl rezil bir yönetim biçimi olduğunu, içinde bulunarak zaten yaşıyorsunuz. Yönetici kademelerine getirilen insanlar nasıl getiriliyor? Hadi gerçekçi olalım. Milli savunma bakanlığına getirilen kişiler, milli savunma konusunda ne kadar bilgi, beceri ve tecrübe sahibi? Tarım bakanlığına getirilen kişiler, ziraat alanında ne derece üst düzey kabiliyetlere sahip? Enerji bakanlığını yöneten kişiler, enerji sistemlerini ve enerji teknolojilerini ne kadar iyi biliyorlar? Yeni enerji sistemleri icat etme konusunda ne derece yüksek işler başarmışlar?

Demokraside, kimin daha yetenekli, becerikli ve uzman olduğuna bakılmaz. Demokraside, halkı en çok kandıran, en iyi laf cambazlığı yapan, halkın duygularını en iyi şekilde kullanan insanlar yönetime gelir. Daha sonra bu yönetime gelen kişiler, yetkileri dahilindeki tüm kurumlarına, “keyiflerine göre” kişi atarlar. Örneğin bir bilim kurulunun başına atanan kişi hakkında, hiç kimsenin “bu adam bilim konusunda ne kadar bilgili?” diye sorma hakkı yoktur. Çünkü ne kadar bilim yaptığı önemli değildir. Önemli olan; kurumun başındaki kişinin, yönetimdekileri ne kadar destekleyeceği ve o kurumu yönetimdekilerin lehine nasıl kullanacağıdır. Yönetim kademelerine atanan kişilerde hiçbir kriter yoktur. Teknokratik düzen ise bambaşkadır.

Kişiler arasındaki yakınlık, dalkavukluk veya çıkar hesapları, kurumları asla etkilemez. Bir kurumun başına, o kurumun alanındaki en uzman, en bilgili, en yetenekli kişi geçer. Sadece bu şekilde de kalmaz. Bu kurumun alanıyla ilgili en üst dereceli uzmanlar, belirli bir kişi sayısınca konsey oluştururlar. Kurumun başına seçilen kişi, aynı zamanda konseyin de başkanıdır. Konseyin onaylamadığı bir kararı, başkan yürürlüğe koyamaz. Kararlar, konseyde oy çokluğu ile alınır. Oylar eşit olursa, son söz başkanındır. Tarım bakanlığını ele alalım. Ülkedeki en üst düzey botanikçiler, coğrafyacılar, jeologlar, ziraatçılar, bitki genetiği uzmanları (örneğin 30 kişi) bir araya gelir. Bir araya gelen bu kişilerin oluşturduğu konsey, tarım bakanlığının yönetiminden ve karar almasından sorumludur. Bu konseye ek olarak, ilgili konularda ülkenin en üst düzey uzmanı konsey başkanı olur. Bu uzmanın hem botanik, hem ziraat, hem coğrafya, hem jeoloji, hem de bitki genetiği konularında bilgili olması gerekir. Bu bilgi seviyelerine sahip ülkedeki en uzman kişi olmalıdır.

Ülkedeki tüm kurumlarda bu şekilde görev dağılımı yapıldıktan sonra, en üst düzey kurumların başkanları bir araya gelirler, konseylerine de danıştıktan sonra, bir kişiyi oy çoğunluğuyla teknokrasinin başı olarak seçerler. Bu tür konular çok teferruatlı olduğu için (en az demokratik bir anayasa ve yasalar topluluğu kadar teferruatlı) buraları kısa kısa anlatıyoruz.

Gelelim en önemli noktaya. Teknokrasinin en büyük düşmanı yozlaşmaktır. Yozlaşmanın önü alınmazsa, teknokratik sistem kısa sürede çökecektir. Teknokrasinin çöküşü de, kuruluşu ve icraatları kadar görkemli olacaktır üstelik. Ülkedeki istisnasız her kurum, “denetim kurumu” adı verilen bir kurum tarafından sürekli olarak denetlenecektir.

Elbette ki, denetim de yeterli olmayacaktır. Çünkü denetçiler de yozlaşabilir. Denetleyicileri de denetlemek, zaman içinde denetleyenleri denetleyenleri de denetlemek gerekecektir. Bu sıkıntının önüne geçmek için, ülkedeki yönetim belirli zaman aralıklarıyla tamamen değiştirilecek, görevlilerin tamamı görevden el çektirilecektir. Yani teknokratik devlet, belli zaman aralıklarıyla, tıpkı bir zümrüdü anka kuşu misali ölüp yeniden doğacaktır. Akıllara şöyle bir soru gelebilir: peki yönetim belli aralıklarla sürekli değişirse, teknokratların yerine gelecek yeni uzmanlar nereden bulunacak? Ülkedeki eğitim sistemi, gençliği en iyi şekilde eğitecek, istisnasız her birini kendi yeteneklerine göre özel olarak yetiştirecektir. Ülkedeki gençlerin her biri, kendi yetenekleri konusunda uzmanlaşacak, ve hayatlarını kendilerini sürekli olarak geliştirmeye verecektir. Daha önce de kaynak bazlı ekonomi konusunda birçok soru gelmişti. “Bedensel işleri robotlar yaparsa, insanlar ne yapacak?” diye. İşte insanlar bize burada lazımdır. Ülkedeki herkes, sürekli olarak aklını kullanacak, sürekli olarak kendi yeteneklerini geliştireceklerdir. Böylesi bir ülke düşünün. Herkesin yeteneklerinin ortaya çıkarıldığı, herkesin yetenekleri konusunda imkânlar edindiği ve sürekli bu yeteneklerini kullanarak geliştirdiği bir ülke. Ülkedeki bilimsel, teknolojik, sosyolojik ve zihinsel ilerlemeyi hayal edin. Hayal edebildiniz mi? Cevabınız evetse, geleceğin akıl almaz ihtişamını bir parça olsun hissedebildiniz demektir.

İnsanüstü Türk Hareketi, geleceğin üstün medeniyetini, bugünün insanlarına anlatma ve insanları bu medeniyete hazırlayıp ulaştırma hareketidir. Gelecekten kaçamazsınız.

Gelecek Bizim Elimizde!

https://www.facebook.com/insanustuturk

https://www.instagram.com/insanustuturk/

https://www.youtube.com/insanustuturk