Bu güne kadar transhümanizmden, teknokrasiden ve kaynak bazlı ekonomiden bahsetmiş ancak Türk militarizasyonuna çok fazla değinmemiştik.

Dünya savaş tarihinde birkaç önemli kırılma noktası vardır. Ateşli silahların icadı, tank ve uçağın icadı, ikinci dünya savaşındaki gelişmeler ve nükleer silahların icadı bu kırılma noktalarından bazılarıdır.

Türk milleti, bu saydığımız kırılmaların ve sıçramaların hiçbirine düzgün adapte olamamış ve sürekli geç kalmıştır.

Günümüzde ise, yeni bir kırılma noktası başlamak üzeredir. Bu kırılma noktasını tek bir kelimeyle betimleyemeyiz. Çünkü bu çok yönlü bir sıçramadır.

Bu sıçramanın buradan anlatacağımız birinci yönü, savaş alanının kritik noktasının hava güçlerine kaymasıdır. Savaşlardaki ölüm oranı 1. Dünya savaşında %90 göğüs göğüse çarpışmadan kaynaklanıyordu. 2. Dünya savaşında %70’e düştü. Günümüzdeki savaşlarda ise bu oran %45’i görmüştür.

Geçen her yıl, bu oran daha çok düşecektir. Artık bir savaşta asker veya sivil ölecekse, yüksek ihtimalle bombardımanla ölecektir. (Top atışları ve füzeler gibi uzun menzilli atışlar bu orana dahildir ancak ağırlık hava bombardımanındadır.)

Suriye, Ukrayna ve Irak savaşları gibi savaşlar küçük çaplı bölgesel savaşlardır. Henüz büyük çaplı modern bir savaş görmedik. Büyük çaplı modern bir savaşta, devasa hava filoları kurulacak, nicelik ve nitelik dengesi kendinden yana olanlar kazanacaktır. Peki Türkiye bu işin neresinde?

Bizim büyük bir hava filosunu kısa süre içinde üretecek endüstrimiz var mı? Yok. Bu endüstride çalışacak teknik uzmanlarımız var mı? Yok. Bu üretimi gerçekleştirmek için elimizde teknoloji var mı? Yok. Bu ne demek? Büyük çaplı bir savaşta, içinde bulunduğumuz ittifaktan alacağımız küçük çaplı yardımlarla hayatta kalmaya çalışacağız demek.

Bu işin bir diğer ayağı hava savunma sistemleridir. Hava savunma sistemlerinin sadece niteliği değil, sayısı da önemlidir. Örneğin Türkiye’nin orta teknolojili ve orta irtifayı kapsayan 1000 tane hava savunma füzesi var diyelim. Karşı taraf bize öncelikle 5 bin tane füze atarsa ne olacak? 2006 Savaşında Hizbullah’ın İsrail’e 4 bin füze fırlattığını hatırlayalım. Bu füzeler yüksek tahrip gücüne sahip değildi, ancak bizim savaşacağımız büyük bir gücün elindeki füzelerin tahrip gücü yüksek olacaktır.

Karşımızdaki devlet, Senede 10 bin füze üretir ve üzerimize atarsa, elinde mevcut 2 bin savaş uçağı varsa ve her yıl 300 savaş uçağı daha üretecek endüstrisi varsa, buna nasıl karşı koyacağız?

Basit bir matematikle Türkiye’nin her yıl on binlerce hava savunma füzesi üretmesi gerekmez mi? Peki bu üretimi gerçekleştirecek endüstrimiz var mı? Yok. Türk militarizasyonunun ilk adımı, dev bir endüstri kurmaktan geçer. Bu endüstri, geçmiş çağın gevşetici zihniyetine göre değil, çağımızın hız ve hareket kavramına göre düşünülmelidir.

Bu dev endüstriyi kuracak parasal güç yok, bu ekonomik sistemin içinde kalmaya devam edersek gelecekte de olmayacak.

Bunun yerine kaynak bazlı ekonomiye geçersek, amacımıza ulaşabiliriz.

Üretim aşamasında ise, her türlü materyalle üretim gerçekleştirebilecek 3 boyutlu yazıcılar kullanılmalıdır.

Demir, çelik gibi maddeleri de işleyebilen yazıcılar kullanılması, olmazsa olmazdır. Fazla yer olmadığı için basitçe anlattık ancak, böylesi bir üretim sistemi kurulmaz ise, yakın gelecekte başlayacak olan büyük çaplı bir savaşta hayatta kalma ihtimalimiz yok denecek kadar azdır.